Minicikti hayatima girdiginde,tami tamina yirmisekiz gunluktu.Ankara'ya gitmistik,o da Sivas'tan geliyordu bizim icin.Babam kucuk karton bir kutuyla getirdi onu bana ve icinde dunya guzeli iki tane kafkas coban kopegi yavrusu bana bakiyordu,korkmus ve çişleri yuzunden islanmislardi.Meger kiz kardesinide baska birine verilmek uzere beraber yollamislardi.O gece kiz kardesi sabaha kadar agladi,yapabildigim tek sey onu kucagima alip sevmek olmustu.İstanbul'a geldigimizde kizlarin ilk tepkisi ''coook kucuuuuk'' olmustu,evet acikcasi bende minicik birsey beklemiyordum.
Bir hafta sonra disiyi gonderme zamani gelmişti.Bir haftada ona inanilmaz alismistim,sanki icimdeki bir parcayi alip goturmuslerdi.Kardesinden ayrilan oglusum ilk defa butun gece ağladı,dayanamayip onuda yanima almistim ve beraber uyumustuk(annem duysa kiyameti koparirdi herhalde:)

Haftalar gecmis ve daha ona isim bulamamistik,cunku kimseye isim beğendiremiyordum.Bir sürü arastirma sonunda ismini bulmustum ''KANG'' olacakti adi,anlami ''baba'' demekti.Herkesin begenisini kazanmisti bu isim.
Kang kisa surede alismisti bize,tabi butun bakimiyla ben ilgileniyordum,kizlar ve annem cok yaklasamiyorlardi.Sevmediklerinden degil yaklasamiyorlardi iste.Bir annenin cocuguyla ilgilendigi gibi ilgilendim kankiyle.Ona bakarken icim gidiyordu resmen,bir zarar gelecek diye ödüm kopuyordu.İlk asisi,ilk yikanisi,dislerini cikarmasi,tipki bir bebegin buyume asamalari gibiydi.Bir suru sey ogretmistim ona,pati,pati çak,opucuk,hopla-zipla gibi dahiyane seyler:D Yaptığı yaramazlıklar yüzünden aylarca mosmor kollarla gezmiştim,inanilmaz yaramazdi.Tek korktugu şey gök gürültüsüydü(tıpkı benim gibi:),hala Öyle.Şimşek çakıp gök gürledimi nereye kaçacağını bilmez tir tir titrer:)) Egitimcisi ve doktorunun soyledigi tek sey ''çok şımartıyorsunuz,bebek gibi bakıyorsunuz'' oluyordu:) Bir kac gun ayrı kalsak önce küser,sonrada koklayıp kendini sevdirir,böylece barışırdık(ve evet hala öyle,eee huylu huyundan vazgeçmiyor a dostlar:))

Sevinçlerimi,üzüntülerimi hep onunla paylaşıyordum.Kankiden başka kimsem yoktu konusacak,ben anlatirdim o dinlerdi.Üzgün olduğumu bir tek o anlardı,ağladığımda hemen yanina kosardim.O yaramaz sey birden durgunlaşır,yanıma sokulur oylece gozlerimin icine bakardi,sanki ''ağlama,ne olur ağlama'' derdi bana...
Şimdi yedi yaşında.O zamanki yaramazlıkları bitti,ağır abi oldu artık:) Ama hala beni bir o anlar, bende onu tabiki.Havlamasinin tonundan acıktığını,susadığını,eve yabanci birinin geldigini veya kedi gördüğünü anlıyorum:D
Bazı insanlar bir hayvanin sevgiye muhtacligini,onunda icinde can tasidigini ve belkide insandan daha yuce bir ruha sahip oldugunu anlayamazlar.Bende o insanları anlayamam zaten.Kargadaki güzelliği,arıdaki mucizeyi,atlardaki heybeti,kedideki asilliği göremeyen insanları anlamak istemem ki ben.Kısacası bütün insanları alsınlar,ben hayvanlarla yaşarım;)